ESKİDEN

Eskiden… Eskiden diye başlar büyüklerimizin konuşmaları, eskiden diye sürer gider. Ne var merak ederiz bu eskide. Belki de sadece bir merak işte. Ama öyle bir cevap alırız ki ‘‘keşkeler’’ başlar bizde. Keşke bizde yaşayabilseydik  eskide.

Eskiden… Ne var mı eskide? Eskiden insanlar birbirini bir başka severdi. Karşılıksız, masum, ömürlük ve bir o kadar da sevgi dolu. Sadece yürekleri şahit olurdu bu sevgilerine. Söylenilmez utanılırdı. Kaç sevda böyle söylenilmeden yaşanılıp gitti. Çünkü eskiden insanlar sevdiklerini kendinden bile sakınırdı. Her aşk, sevdiğiyle ölümsüz olurdu yürekte.

Eskiden… Eskiden saygı vardı. Şuan sanki unutmaya başladığımız. Büyüklere hürmet gösterilir, yardım edilirdi. Ayak ayak üzerine atılmaz, yanlarında uzanılmazdı. Otobüste yer vermemek için uyuma numaraları yapılmazdı. Çünkü eskiden saygı vardı.

Eskiden… Dostluklar vardı, kardeşlikten öte. Bunlar öyle lafta olan şeyler değildi. Bugün dostun olan yarın çıkarın değiştiğinde düşmanın olmazdı. Çünkü eskiden dost dediğin senin sırrını vermemek için canını veren kişiydi. Korkusuzca sarıldığın arkandaki yıkılmayan dağ gibi.

Eskiden… Sokakları dolduran çocukluklar vardı. Seksek, saklambaç, istop, holilop, yedikule ve belki de daha isimleri aklıma gelmeyen onlarca oyunları oynarken, neşesiyle etrafa mutluluk dağıtan çocuklarımız olurdu sokaklarda. Bir de her sokağın Maradona’sı vardı. Ve kırılan camlar, bağıran amcalar, teyzelerimiz…

Eskiden… Komşuluklar bir başkaydı mesela. Komşu, komşuya anahtarını, evini, çocuğunu yeri gelir namusunu bile emanet ederdi. Bir tek şüphe duymadan, korkusuzca. Komşu kızına bakılmaz kardeş sayılırdı. ‘‘Mahallemizin kızı’’ lafı galiba eskiden bu yüzden söylenirmiş. Kendi kızları gibi gördükleri için.

Eskiden… Bir de bayram telaşları olurdu. Haftalar öncesinden başlayan, tüm mahallenin birlikte temizliğe giriştiği. Herkesin birbirine güler yüzle, tatlı tebessümüyle yardım ettiği. Ve olmazsa olmazları vardı bayramların. Baklavalar, börekler, sarmalar, sütlü tatlılar gibi nice hazırlıklar günler öncesinden yapılırdı. Her evdeki hazırlık gurbetten beklenen sevgiliye gibiydi. Bayram sabahında kurulan koskocam sofralar. Alınan bayramlıkların ayrı yeri olurdu çocukların hayatında. Şeker toplayıp, yarışan ‘‘en çok, en güzel şekerler bende’’ diyen çocuklarımız vardı. Komşu, akraba ziyaretlerinin ayrı bir yeri olurdu hayatımızda. İhmal edilmeyen gidilmeyince ayıp sayılan.

Eskiden… Mahallemizin küçük esnafları olurdu. Bakkalları, manavları, kasapları, kırtasiyeleriyle bir aile gibi. Veresiye yazdırabildiğimiz, bizim diye benimsediğimiz. Bakkallardan horoz şekeri, leblebi tozu, meybuz alıp mutlu olduğumuz.

Şimdi mi nelerimiz var? Günlük aşklar, birbirinden habersiz, bir günaydını bile çok gören komşuluklar, saygı göstermeyen gençlerimiz,  bayramı tatil fırsatı görüp çıkılan seyahatler, biten akraba ziyaretleri, çıkarımıza göre olan dostluklar, sokağımızdan eksilen çocuk sesleri, başlarına bişey gelir diye şeker toplamaktan korkan evlatlarımız, biten komşu esnaflıkları, kısacası eskiden varmış, bugün yok olan her şey.  Ve yeni nesil biz varız.