Cahit Özbay Münih’de Gazetecilik Eğitimi Verdi


haberbayern.de internet haber sitesinden alıntı.

Cahit Hoca Haberbayern Davetlisi Olarak Münih’teki Gazetecilere Eğitim Verdi

Cahit Özbay Gazetecilik Akademisi’nin kurucusu ve hocası tecrübeli gazeteci Cahit Özbay tarafından Münih’te tertiplenen ‘’Gazetecilik Semineri’’ büyük ilgi gördü.

 

Haber Merkezi – Münih

Cahit Özbay Gazetecilik Akademisi’nin kurucusu ve hocası tecrübeli gazeteci Cahit Özbay tarafından Münih’te tertiplenen ‘’Gazetecilik Semineri’’ büyük ilgi gördü. Landwehrstr. 50’ deki Trabzon-Karadeniz Kültür ve Dayanışma Derneği toplantı salonunda geçtiğimiz haftasonu gerçekleştirilen seminere katılan onbeş katılımcı, başta haber yazma teknikleri (başlık, spot ve sonuç), iyi bir gazetecinin dikkat etmesi gereken kurallar, internet gazeteciği ve haberciliği, sosyal medyanın önemi olmak üzere birçok konu hakkında bilgilendirildi.

Seminerde Cahit Özbay’ı eşi Zeliha Özbay’da yanlız bırakmadı. Slayt gösterisi eşliğinde interaktif olarak yapılan ve beş saat süren seminerde Özbay kendi tarafından yazılan ”Haberden Yayına Gazetecilik” kitabından önemli bilgileri katılımcılara aktardı. Münih’teki Gazetecilik Seminerinde ayrıca kırk yılı aşkın gazetecilik hayatında edindiği farklı ve renkli tecrübelerden de kesitler veren Cahit Özbay katılımcıların gösterdiği ilgiden memnun olduğunu söyledi. Özbay ”Haberbayern vesilesi ile Münih’te renkli ve verimli bir seminer verdik. Kısıtlı zamana ve imkanlara rağmen, seminerimize ilgi gösteren, farklı alanlardan gelen katılımcıların gösterdikleri ilgiden memnun kaldık. Tüm katılımcıları gönülden tebrik ediyorum. Bu tür seminerlerin devamı, ümit ediyorum gelecektir.” şeklinde konuştu.

CAHİT ÖZBAY KİMDİR?

Yedi kuşak İstanbullu olan ve Marmara Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Gazetecilik bölümünden mezun olan Cahit Özbay aynı yıl gazeteciliğe başladı. Çeşitli Gazetelerde uzun yıllar muhabirlik, sayfa editörlüğü, yazı işleri müdürlüğü ve köşe yazarlığı yaptı. Özbay ayrıca gazetecilikle ilgili meslek kuruluşlarında yöneticilik görevini üstlendi, mesleki konferanslar verdi ve siyasi danışmanlıklar yaptı.

Ülkemizdeki ilk gazetecilik kurslarını başlatan kişi sıfatına sahip olan ve 1998 yılından bu yana gazetecilik, habercilik eğitimleri veren Özbay Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Görevliliği yaptı. Akademi İstanbul Medya İletişim bölümünü kuran ve uzun yıllar başkanlığını yapan Cahit Özbay ayrıca İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meslek edindirme kurslarında “Gazetecilik” eğitimlerini başlatmış ve 13 yıldır sürdürmektedir. Şu ana kadar iki kitap yazan ve üçüncü kitabını da bitirmek üzere olan usta gazetecinin ”Haberden Yayına Gazetecilik” kitabı, iletişim fakülteleri ortak platformunda kaynak kitap olarak gösterildi.

Kaynak : haberbayern.de

AVRUPA’NIN EN BÜYÜK PARKI ‘‘MALTEPE’YE’’ YAPILDI

maltepe1Avrupa’nın en büyük yaşam spor ve eğlence merkezi olacak “Maltepe Anroşman ve Sahil Düzenleme İnşaatı Projesi”nin Maltepe sahilinde oluşturulan dolgu alanının uzunluğunun 3,5 kilometre, denize doğru eninin 400 metre ve toplam 1 milyon 200 bin metrekarelik alanın 101 hektarının dolgu alanı, 19 hektarının ise mevcut yeşil alandan oluşuyor. Tam 171 futbol sahası büyüklüğündeki bu alana 20 bin ağaç ve bitki dikilecek. Dolgudan oluşan birinci kısım inşaatın 76 milyon 700 bin TL’ye mal olduğunu, projenin toplam maliyetinin ise 201 milyon 780 bin TL olarak hesaplandığı, projeyle Anadolu yakası 130 bin metrekarelik yeni miting ve etkinlik alanı kazanmış olacak. 120 hektarlık bir alanı dolgu yapmak suretiyle burada başta Maltepe halkı olmak üzere günlük aktivitelere cevap verecek hale gelecek.

Çocuklardan büyüklere kadar her insanın aktivite alanı olarak kullanabileceği ünitelerin yer alacağı alanda bisiklet yollarından kaykay alanlarına, kadar tenis kortlarından, futbol ve basket sahalarına kadar birçok spor sahasının yer aldığı etkinlik alanında kano ve yelken yarışları da yapılabilecek.

Projede 2 bin 865 araç otoparkı, 76 otobüs otoparkı, 255 bin metrekare yaya yolu, 24 bin metrekare lale bahçesinin yanı sıra, spor ve çocuk oyun alanları, 10 adet çeşme, kültür ve aktivite alanında sergi mekânları, seyir platformları, 4 bin 600 kişi kapasiteli amfi tiyatro, piknik alanları, dış mekân spor aletlerinin de yer alacağı projede 3 adet helikopter pisti ile bilim parkı da bulunuyor. Özellikle çocukların ve gençlerin ilgisini çekecek bilim parkı; yanılsama adası, su adası, uzay-enerji adası, ses adası ve denge adasında oluşacak.

  SPOR ALANLARI:

• 1 ADET ATLETİZM PİSTİ

• FUTBOL SAHASI

• 2 ADET HALI SAHA

• 4 ADET TENİS KORTU

• ULUSLARARASI MAÇLARIN OYNANACAĞI 1 ADET TENİS KORTU

• 8 ADET BASKETBOL SAHASI

• 4 ADET VOLEYBOL SAHASI

• 2 ADET MİNİ GOLF ALANI

• 7500 METRE BİSİKLET PARKURU.

• 61 ADET BİSİKLET PARKI.

• 2 ADET TRAFİK EĞİTİM PİSTİ

• 2 ADET MODEL ARAÇ PİSTİ. BUNLARDAN BİRİ KÜÇÜK YAŞLARA HİZMET VERECEK.

• 2 ADET MODEL GEMİ HAVUZU. BİRİ KÜÇÜKLERE HİZMET VERECEK.

• KAYKAY PİSTİ, BMX PARKURU.

 

ÇOCUK OYUN ALANLARI:

• ÇOCUK MACERA PARKI, DENEYSEL EĞLENCE ALANLARI,

• AÇIK KAPALI LUNAPARK ALANLARI,

• ÇOCUK ARKEOLOJİ PARKI, ÇOCUK MÜZİK OYUN ALANI,

• MİDİLLİ PARKURU, BÜFE VİTAMİN KAFE,

•MİNİ HAYVANAT BAHÇESİ, BOYAMA ETKİNLİĞİ PLATFORMLARI,

• SATRANÇ, MÜZİK DİNLEME KÖŞELERİ, YAPBOZ, LEGO OYUN ALANLARI,

• AÇIK ÇOCUK MÜZESİ, SEYİR PLATFORMLARI,

• ÇAY BAHÇESİ, KUMSAL, BİSİKLET YOLU.

 

Haber ve fotoğraf :-Hasan Koker – Leyla Karadağ

 

 

 

23 NİSAN ÇOCUK BAYRAMI ŞENLİKLERİ

Üsküdar Belediye Başkanlığı organizasyonu altında  23 Nisan  şenlikleri   26/27 nisan günlerinde Valide bağ korusunda çok sayıda çocuk öğrenci genç ve ailelerin katılımı ile gerçek bir şölene dönüştürülerek coşkulu bir şekilde kutlandı.Şölene katılan tüm çocuklara uçurtma dağıtılmış, sahne gösterileri ve alan etkinlikleri yapıldı. Geleneksel oyunların oynanması ile çocuklara atölyelerde boyama , ebru ve değişik dallarda faaliyetler gerçekleştirildi.23 nisan

Haber ve fotoğraf; Hasan Köker- Leyla Karadağ

KORKUTAN YANGIN

İstanbul 4 Mayıs 2014 – Bağcılar semtinde bugün öğleden sonra  saat 14 .30 sıralarında bir binanın giriş katında çıkan yangında korku dolu anların yaşanmasına sebep oldu. Yangının olay sırasında annenin çamaşır asmak için dışarıda olmasından dolayı fark edilmediği belirtildi. Yangının oturma odasında başladığı ama evin diğer yerlerine sıçramadan söndürülmesi büyük bir felaketin yaşanmasını engelledi. Mahallelinin yangının büyümemesi için itfaiye gelene kadar evlerinden hortumla çektikleri suyla müdahale etmeleri sonucu yangının büyümesini önlediler. Olay sırasında evde bulunan 1.5 yaşındaki Arda’ya bir şey olmaması herkesin içini rahatlattı. Yangının evde yalnız kalan Arda’nın çakmakla oynaması sonucunda çıktığı düşünülüyor. Olay yerine çok sayıda itfaiye aracı, doğalgaz acil müdahale aracı ve polis ekibi geldi.

Haber ve fotoğraf : Leyla Karadağ

VEFA’DA VEFASIZLIK

vefa2vefa4Kiliseden camiye çevrilen Molla Gürani Camii’nde tarih siliniyor. 800 yıllık yapıda papaz odası tuvalete çevrildi. Mozaiklerin üzeri badana ile örtüldü. Girişe prefabrik ev yapılıp kat çıkıldı.

Vefa Kilise Camii İstanbul’un Vefa semtindeki bir dini yapıdır. Kilise olasılıkla Aziz Theodoros’a adanmıştı. Kompleks, Bizans mimarisinin Komnenos ve Palaiologos dönemlerine ait bir örneğidir. Vefa Kilise Camii Doğu Ortodoks kilisesi formunda olup, Yunan haçı planına göre yapılmıştır. İstanbul’un Fethi’nden sonra cami olarak kullanılmıştır.

Yapı İstanbul’un Fatih ilçesinde Vefa semtindedir. Diğer büyük Bizans yapısı olan Vefa’daki Kalender hane Camii’ne bir kilometreden daha az uzaklıktadır. Süleymaniye Camii’nin ise birkaç yüz metre güneyindedir.

İstanbul’un üçüncü tepesi sırtlarında yer alan binanın ilk hali hakkında kesin bir bilgi yoktur. Kilisenin, duvarcılık işine göre 11. yüzyıl sonu, 12. yüzyıl başlarında I. Aleksios Komnenos döneminde yapıldığı anlaşılmaktadır. Aziz Theodoros’a adanmış olup olmadığı da kesin değildir. Yapı Dördüncü Haçlı Seferi’nden sonra Konstantinopolis’in Latin kontrolünde olduğu dönemde Roma Katolik kilisesi olarak kullanıldı.

Osmanlı Devleti’nin İstanbul’u fethinden kısa bir süre sonra kilise, Fatih Sultan Mehmed’in hocası âlim Molla Gürani tarafından cami haline getirildi. Molla Gürani kısa süre sonra İstanbul’un ilk müftüsü olacaktı. Cami daha sonra onun adıyla isimlendirildi. 1883 yılındaki bir yangında ağaç kısımları yandı ve cami tahrip oldu. Binanın kuzey ve güney cephelerindeki yan dehlizler 1833 yangınında yok olmuştur. Yapı 1937 yılında kısmi bir restorasyon gördü. Mozaikleri yeniden keşfedildi ve temizlendi.

 ‘Molla Gürani’ adını alan Vefa’da ‘Kilise Cami’ olarak da bilinen Kiliseden camiye çevrilen ve UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan 800 yıllık yapıda Bizans döneminde ‘papaz odası’ olarak kullanılan bölüm fayans döşenerek tuvalet haline getirilmiş, aynı döneme ait kapılar beton dökülerek kapatılmış ve Caminin bahçesine bir de gecekondu inşa edilmiş.  Bunların dışında sütunların büyük bölümü, detaylar ve bezemelerin üzerleri de sıva, boya, kaplama ve halıyla örtülerek detaylar ve bezemeler tahrip edilmiş durumda. 2010 yılında basında yer alan haberlerin ardından Vakıflar Genel Müdürlüğü restorasyon kararı aldığını açıklayıp 2011 projelerine dahil ettiğini duyursa da aradan geçen üç senede hiçbir değişiklik yapılmadı. Halbuki Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, “İlgili koruma kurulunun onayını müteakip onaylı restorasyon projeleri doğrultusunda gerekli restorasyon çalışmalarına başlanılacaktır” denilmişti. Uzmanlarsa eski Bizans kilisesi için yetkilileri uyarıyor. UNESCO Dünya Mirası listesinde olan caminin bahçesinde inşa edilen iki gecekonduda insanlar yaşamaktadır.

Haber ve fotoğraflar: Leyla Karadağ-Hasan koker

Yargıtay günde 3 bin 500 dosyayı karara bağladı

Yargıtay ceza ve hukuk daireleri, 2013 yılında günde 3 bin 517 dosya hakkında karar oluşturdu. Türkiye’de davaların sonuçlanmasının çok uzun sürmesi nedeniyle eleştiri konusu olan yargı, büyük iş yüküyle karşı karşıya bulunuyor. Ceza ve hukuk davalarının son karar mercii konumundaki Yargıtay da her iş günü binlerce dosyayı sonuçlandırmasına karşın yüz binlerce dosyayı gelecek yıla devretmek zorunda kalıyor.

Yargıtay Başkanlığı istatistiklerinden derlenen bilgiye göre, 15 ceza dairesi ve 23 hukuk dairesi ile ceza ve hukuk genel kurullarından oluşan Yargıtay, 2013 yılında, bir önceki yıldan kalan 507 bin 42 dosyaya ilave yeni gelen 895 bin 402 dosyanın da eklenmesiyle 1 milyon 402 bin 444 dosya yüküyle karşı karşıya kaldı.

Yargıtay ceza ve hukuk daireleri ile genel kurulları tarafından bu adli yıl içerisinde 882 bin 775 dosya görüşülerek karara bağlanırken, 519 bin 669 dava dosyası ise 2014 yılına devroldu.

Bu çalışma temposuyla ayda ortalama 73 bin 565 dosyanın karara bağlandığı Yargıtay’da, 2013 yılındaki toplam 251 iş günü dikkate alındığında, günlük ortalama 3 bin 517 dava dosyası hakkında karar verildi.

Hukuk daireleri günde 88, ceza daireleri ise 99 dosyayı sonuçlandırdı

Yargıtayda en büyük iş yükünün oluştuğu hukuk daireleri esas alındığında 23 hukuk dairesi, 2013 yılında bir önceki yıldan devirlerle 671 bin 408 dosya yüküyle karşılaştı. Bu dosyalardan 505 bin 724’ünü karara bağlayan hukuk daireleri, günde ortalama 88 dosyayı sonuçlandırmış olsa da 163 bin 221 dosyayı, 2014 yılına devretmek durumunda kaldı.

Hukuk Daireleri Genel Kurulu ise aynı yıl içinde bir önceki yıldan devrolan 652 dosyayla birlikte 3 bin 115 dava dosyasını ele almak durumunda kaldı. Bu dosyalardan bin 811’i hakkında hüküm vererek içtihat oluşturan genel kurul, bin 314 dosyayı ise 2014 yılına devretti.

Ceza davalarının görüşüldüğü Yargıtay ceza dairelerinde ise 2013 yılında, önceki yıldan devreden dosyalarla toplam 730 bin 29 dosya yükü oluştu. Yargıtay bünyesindeki 15 ceza dairesi, günde ortalama 99 dava dosyasını karar bağlayarak toplam 374 bin 606 davayı karara bağlamış oldu. Ceza daireleri, bu yoğun çalışma temposuna karşın 355 bin 134 davayı ise bu yıla devretmek durumunda kaldı.

Yargıtay Ceza Daireleri Genel Kurulu ise 2013 yılında, ele alınmayı bekleyen 355’i bir önceki yıldan devir, toplam bin 196 dava dosyasından 664’ü hakkında karara vararak içtihat oluşturdu. Genel kurul, 552 dosyayı ise 2014 yılına devretti. 

BİR EMİNÖNÜ KLASİĞİ ; “ŞARK HAN”

+şark hanTahtakale ise, Eminönü’nde, Mısır çarşısı’nın, Mercan’la, Rüstem Paşa Camii  ve Hasırcılar Caddesi arasında kalan, Bizans ve Osmanlı dönemlerinden,  günümüze uzanan, ticaret ve yoğun iş bölgesi olma özelliğini korumuş, hareketliliği ve dar sokakları ile, insan ve araç trafiğinin birbirine kenetlendiği, İstanbul’un tarihi dokusunun, nostaljik bir formda yansıtıldığı ünlü bir semt.  1980 öncesinde gayrı resmi döviz işlemleriyle anılmış, “Tahtakale Borsası” teriminin de  doğmasına neden  olmuş, 1980 lerin ortasından itibaren, döviz işlemleri üzerindeki yasağın kalkmasıyla bu özelliğini kaybetmiş.

Ben, yaz-kış,  Eminönü’ne gitmeyi sevenlerdenim.

Dışarıda, tatlı-sert  bir hava var. Adeta,  bahar , “artık yeter” edasıyla, kış mevsimini eliyle itercesine, aramıza gelmeye  kararlı görünüyor. Böyle bir havada insanların yapabileceği,  çok güzel  soluklu şeyler olabilir.  Ben ve sevgili gazeteci arkadaşlarım, Ertuğrul Yazgı ve Güler Konur ile beraber soluğu Şark Han’da almak gibi bir niyetimiz var. Niyetten de öte, adeta, ışınlanmak istiyoruz. ( Bir mıknatısın çekim gücü gibi).

Martılar eşliğinde, keyifli bir vapur yolculuğu sonucu, Eminönü iskelesine vardık.

Eminönü ise, “sakin zamanlardan”,  yaya, araç ve ticaret trafiğinin, gün geçtikçe  artması sonucu “baş döndüren zamanlarına” hızla geçiş yapmış olan bir semt. Kentsel modernleşme sürecinin durmadan değişim ve gelişim geçirmesinin adeta bir sonucu gibi.

Vapurdan inip, İstanbul gibi bir Şehir’de, 1663 tarihinde ibadete açılan, 350 yıllık anıtsal bir yapıya “Yeni””denen, Yenicami ya da Valide Sultan Cami’nin yanından Tahtakale’ye , lunapark tadında ilerlerken,  Telekom Santral binasının sağından yukarı doğru devam ettiğimizde, tarihi Şark Han’ın kapısına ulaşmış bulunuyoruz.

Şark Han, yakın geçmişte, adeta  küçük bir Çin(!)   gibiydi. Hemen her dükkanda mutlaka Çinli bir esnafa rastlayabilirdiniz, ancak bugün, bunun giderek  azaldığını,  çoğu Çinlinin  yerini , Türk esnaflarının aldığını gözlemledik. Küçük, büyük demeden her türlü hediyelik eşyayı  bulabileceğiniz, mutlaka ya da bir şekilde insanların ilgisini çekebilecek  ürünlerin var olduğu, 6 katlı  oryantalist özelliği taşıyan bu  handa, yapılacak ilk ziyarette ,  katları ve dükkanları dolaşma süresi  en az, iki veya üç saat olmalı ki, yerler ve ürünler belirlendiğinden, bir dahaki sefere daha kolay ve az zamanda alışveriş imkanına sahip olabilirsiniz. Alışveriş yapmadan, sadece gezmek, oldukça zevkli olabilir, ancak hiçbir şey almadan çıkanlara da,  bugüne kadar  pek rastlanmamıştır diye düşünüyorum.

Eskiden, Çinlilerin bulunduğu dükkanların kapısında, Çin’de olduğu gibi, kırmızı kapı abajurları  asılırmış. Çinliler, zamanla, Türk esnafından öğrendiği gibi satış yapmaya başlamışlar.  (2013 nüfus  sayım verilerine göre), 1 milyar 359 milyon kişinin yaşadığı bir ülkeden geldikleri için,  trafik onlar için sorun olmamış da,  Türk yemeklerine  hemen alışamamışlar. Memleketlerinde işgücü ucuz olduğundan ve mallarını ucuza sattıklarından, Türk esnafla  bu konuda,  hep sorun yaşamışlar.

+şark yelpaze

Türkiye ve Dünya’nın  Doğu’sundan gelen mallar yığınlar halinde ufacık dükkanların içinde 10-12 lik paketlerde toptan veya perakende olarak satılmaktadır.  Abajurdan çerçevelere, dekoratif ev aksesuarlarından züccaciye ürünlerine,  elektronik eşyalardan, mutfak ve banyo ürünlerine, yani  aklınıza ne gelir ya da gelmezse……

İşte, gezerken not aldığım, ilginç ürünlerden bazıları;  Cüzdan kolyeler, Rüya tüyleri, Mıknatıslı kapı tülü, Islanınca çiçek açan sihirli şemsiye, Gece görüş gözlüğü, Süt taşırmaz, Gülen kavanozlar, Himalaya tuz lambası, Aşk incisi. Tavşan taçlar, Şeffaf yağmurluk, Tüylü yelpazeler, araba lastiğinden sehpa…  Bir dükkanda rastladığımız, güvenlik sistemine , hayran (!)  kalmamak elde değildi,  dışarıda sergilediği ürün yığınlarının birinin üzerine iliştirdiği A4 kağıtta şunlar yazılıydı; “Hırsız dikkat! Kamera var.”

Şark Han’da iki ayrı asansör hizmet vermekte, azami 4 kişi alan asansöre yanlışlıkla 5 kişi binerse, elektronik bir bayan sesi ile ikaz ediliyorsunuz;”Yük fazla, lütfen asansörü terkedin.” O anda, 5 çift göz birbirinin ağırlığını süzüyor, sonunda senelerce diyet yapıp başarılı olamayan bir kişi boynu bükük, asansörü terk ediyor.

Her zaman, ayrılırken, en kısa zamanda gelmek isteyeceğiniz Şark Han’ı, işimiz dolayısıyla erken terk etmek zorunda kalıyoruz. Han’ın alt kapısı Tahtakale’ye, üst kapısı ise Mercan yokuşuna açılıyor. Biz Mercan yokuşunu tercih edenlerdeniz.

Fotoğraf çekimi konusunda  uzman arkadaşımız Ertuğrul Bey, tarihi yarımada ve eşsiz İstanbul Manzarasından ilginç ve unutulmaz kareler çektikten sonra, yine tarihi bir köftecide yemek yemenin zevkine vardık. Sevgili Güler Konur, “olmazsa  olmaz”, “tadı resminde saklı”   yiyecek  fotoğraflarının enstantaneli  çekimlerini  bitirdikten sonra, bugünkü gezimiz de tamamlanmış oldu.

Geri dönmek için vapura bindiğimizde, vücudumuzu esir almış tatlı bir yorgunluk eşliğinde, günlük anılarımızı birbirimize anlatırken, Eminönü çoktan geride kalmıştı…

  Haber: Tomris Uraltas – Fotoğraf: Ertuğrul  Yazgı

LANDART

Avusturya Vorarlberg’de yaşayan Sosyal pedagog Nehir Erdoğan  ile LANDART projesi  hakkında bir söyleş yaptık ve bu güzel projeyi sizlerle paylaşmak istedik..
Merhaba Nehir Hanım  bize Landart  hakkında bilgi verebilirmisiniz?
Landart tabiattaki   her ortamda  ve doğal materyalle  (taş,odun, bitkiler, kar ve buz vs..) ile rahatça  yapılan sanat eserleridir.Parklarda, bahçelerde, ormanda, dağda, su ve göl  kenarlarında her yerde , her zaman kısacası doğal olan her ortamda   para ve ön bilgi gerektirmeden yapılan bir çalışmadır .
image008
 
Peki Landart ‘ın tarihçesi nedir? 
60´lı yılların sonlarında Amerika’da bazı  sanatçılar  doğada bulunan materyalleri kullanarak  sanat yapmak istemişler ve bu yöntemle  Landart’ı sanatın  “satılık ve yapay“ olmasına karşı bir protesto geliştirmişlerdir.Ayrıca onlara göre  sanat,  sırf müze duvarların arasında kalmamalıydı.
Bu anlayış 70’li yılların başlarında Avrupa’ya gelmeye başlamıştır. Avrupa’da gitgide ekolojik anlayışın geliştiği o dönemlerde Amerika’da büyük boyutlarda yapılan eserlere karsın burada küçültülerek yapıldı.
image016
Günümüzdeki Tanımı nedir?
Doğanın geçiciliği ve dağılma olgusu; hayatta da  her şeyin  geçici  olması yani  hiç bir maddenin kalıcı olmaması anlayışı ile  zamanımızda doğal ortamda, doğal maddeyle yapılan her sanatsal eser landart olarak adlandırılabilir.
Geldiğimiz bu aşamada Landart popularitesini  her gecen günle daha arttırmakta  ve birçok alanda gerçeklestirilmektedir. Bir çok sosyal kuruluşta,ana okullarından başlayarak bütün eğitim kurumlarında ve insanların bir araya geldiği bir çok alanda  pedagojik  destek  olarak kullanılmaktadır.
Böylelikle  landart pedagojik bir araç olarak kullanılabilir. Gruplarda, yetişkinlerle, özellikle çocuklarla çok beğenilen ve yaralı bir proje haline gelebilir
Gerçekleştirdiğiniz  Landart projesi nasıl başladı? Kimlerle çalıştınız?
Projeyi çalıştığım AQUA Mühle Frastanz isimli sosyal kuruluşta Almanca eğitimi alan 12 kişilik  Göçmen grupla gerçeklestirdim.
Grup; Çin, Bosna Çeçenistan ve Türkiye’den gelen yaşları 37 ile 64 arasındaki  9 erkek, 3 kadın dan oluşuyordu..
Nehir hanım Kamu yarına çalışan  Aqua mühle frastanz gGmbH  firmasında Sosyal pedagog olarak çalıştığınızı söylediniz Landart projesini  uygulamak fikri nereden doğdu?
Sosyal pedagog olarak mesleki deneyimlerimden yola çıkarak Landart sanatını çalıştığım ortamda uygulamak  istedim. Gözlemlediğim şudur ki:
Avrupa’da yasayan göçmenler (özellikle de  Türkler)köyden gelmiş ve senelerini burada geçirmiş olmalarına  rağmen burada  doğa ile çok az veya hiç temas kurmamış olmalarıdır. Kendileri ,geldikleri yerlerin  doğal ortamını gözleri parlayarak anlatırken, burada da böyle bir  ortam olduğunun farkında bile değiller ve
hatta; ifade ederken bile hiç  özen göstermezler. Yani kökünden kopartılan  bir çiçek gibiler ve kopukluk yaşıyorlar. Şu bir gerçek ki doğayla temasın az olduğu bir ortamda insanın ister istemez hayatında ve kişiliğinde bir eksiklik  baş gösterir. Yani bir insanın  Doğa (yer, toprak, zemin) ile bağlantısı iyi olmazsa,hayatta  sağlam durmuyor  ve bu bağlamda kendini ve kişiliğini geliştiremiyor demektir.
Landart çalışmalardaki en önemli olgu ,yapılan eserler’in  hiç bir zaman yargılanamaz, değerlendirilmez ve  istenmedikçe  yorum bile yapılamaz olmasıdır. Herkes kendini istediği gibi ifade edebilir.
 Kısaca Landart’ın amacı ;
  • Çevreyi ve yasadığımız ortamı tanımak.
  • Doğa ile bütünleşmenin  ne kadar önemli olduğunu görmek..
  • Öz güveni güçlendirmek ve insanları sosyal tecritten  çıkarmak.
  • Kişiyi fiziki  olarak  güçlendirmek.
  • Kendini ifade etmenin yollarını geliştirmek.
  • Kendimizi ve başkalarını yargılamamayı öğrenmektir.…image010image013
 
UYGULAMALAR:Grup ve bireysel çalışmalar:
Kart Vizit: Bireysel çalışma: Herkes doğada bulduğu materyallerden kendisini tanıtan bir kartvizit yapmalı.
Haber ve fotoğraflar : Sevgi Karaveş

GÖNÜL İNSANI

Bir mahallenin özüne dönüşünün mimarı olan Yüksel Aydın. Ressamlığının dışında gönüllü işlerin altına korkusuzca elini koyan biri. Onun için ‘‘bu ülkeye kim hizmet etmek istiyorsa başımın tacıdır’’ sözü aslında bize her şeyi anlatmaya yetmiyor mu? Karşılaştığımız andan sohbetimizin sonuna kadar güler yüzlülüğü, içtenliği ve samimiyetiyle bizleri misafir edip, yaptıklarını öyle güzel anlattı ki bize sadece sizlere ulaştırmak kaldı.

Yüksel Hanım Yeldeğirmeni semtine 2002 yılında taşınmış. Önceleri bütün ressamlar niye gidiyorsunuz demişler ama şuan burada 140 ressam atölyesi var.

Neden böyle bir proje yapmak istediniz?

Sanatçının yaşadığı bölgeye hayrı olmalıdır. Bu nedenle 2010 yılında başlayan bu projede büyük emek var. Ciddi bir çalışmanın ürünü, 3 yıl boyunca tek tek bina dolaşımı yapıldı. Bu evlerin tarihleri çıkarıldı ve kimler yaşıyor bu evlerde bilgileri toplandı. Ayrıca buranın belgesel filmini yaptık. Fulya Hanım’da görüntüler ve görseller var.

Böyle bir projeye için hazırlık yaptığınızı duyduklarında kapınızı çalan oldu mu?

Kadıköy Belediyesi ve ÇEKÜL Vakfı beraber çalışalım dedi. Ancak 2010 yılında kabul edilmedi. Sonra platform yapıldı. Daha sonra bize herhangi bir şekilde geri dönüş olmadı.

 Kültür Merkezi için ana fikir sizden çıktığı için herhangi bir maddi yardım aldınız mı?

Proje kapsamında Avrupa Birliği’nden 600bin-700bin Euro gibi bir paranın Kadıköy Belediyesi tarafından alındı. Ancak bu paradan bizlere herhangi bir ödeme yapılmadı. Yurt dışından gelen ressamlara yaptıkları çalışmalar sonucu verildi.

yuksel aydın1

Bu durum sizi üzdü mü?

‘‘Hayır, bu durumdan şikâyetçi değilim, çünkü mahalli çalışmalara katkım oldu’’ diyecek kadar yüreği güzel biri. Çünkü bu proje kapsamında buradaki evlerde restore edildi ve boyandı. Boya sponsorluğunu Marshall sahiplendi. Bu çalışmalar sonucunda buradaki evlerin ve yapıların maddi değerlerinde büyük artış oldu.

Peki, projede neler var? Amacı ne?

25 tane tarihi yapı yer alıyor. Amaç proje kapsamında mahalle dokusunu ve kimliğini korumak. Ana fikri bana ait olan Yeldeğirmeni sanat merkezi, tarihsel mimarlık anıtı olan eski Fransız kilisesi Kadıköy Belediyesi tarafından 2013 yılında kamulaştırılarak restore edildi. 14 Mart 2014 yılında Kadıköy Belediye Başkanımızın katılımıyla açıldı. Bütün hakları Kadıköy Belediyesine ait. ÇEKÜL’ün hiçbir etkisi yok. Şuan herhangi bir faaliyet yok ancak isteyenler ziyaret edebiliyorlar.

Son olarak kültür etkinliklerine davet ediliyor musunuz?

Bazılarına davet edilsem de protokolde yer almıyorum.

Ama aldığımız bu cevap bizi çok üzdü. Çünkü bu kadar gönüllü çalışan biri bazı etkinliklere davet edilse de protokolde adının olmaması bizim için büyük eksiklik olmalı. Her şeyden önce Yüksel Hanım başarılı bir ressam ve gönül insanı. Bizim ülkemizde böyle insanlar kolay yetişmiyor ki, olanları da bu kadar kolay kaybetmemeliyiz. Yüksel Hanım’a bizi kabul edip bu güzel çalışmalar hakkında bilgi verdiği için Telgraf Haber ailesi olarak teşekkür ediyoruz.

yuksel aydın3

Haber ve fotoğraf: Hasan Koker-Leyla Karadağ

YELDEĞİRMENİ SANAT MERKEZİNE KAVUŞUYOR

Yel değirmeni Sanat’ın binası, 1895 Sainte-Euphemie Ortaokulu’nun bir parçası olan Notre Dame du Rosaire Kilisesi olarak inşa edilmiştir. Sainte-Euphemie Ortaokulu kompleksi, özgün durumda manastır, kilise ve okul binası olmak üzere üç birimden oluşuyordu. Okulun 1911 yılında geçirdiği yangın sonucunda, manastır ve kilise bölümleri büyük ölçüde, okul binası ise kısmen hasar görür. O dönemin Fransa Hükümeti onarımı üstlenir. Bahçenin kuzeyine yerleşmiş olan okul binası 1935 yılında Maarif Vekâleti’ne devredilir. Kilise, 1980’li yıllarda spor salonu olarak kullanılmaya başlanmış, 1999 depreminin ardından da tahliye edilmiştir.

yeldegirmeni 3

19. yüzyıl Tanzimat rejiminin getirdiği haklar sayesinde inşa edilen ve tarihsel mimarlık anıtı olan eski Fransız Kilisesi Kadıköy Belediyesi tarafından 2013 yılında kamulaştırılarak restore edilir. Kültür Merkezi olarak hazırlanan binanın her iki katında da; konser, tiyatro, konferans, toplantı gibi etkinliklerin gerçekleştirilmesi planlanmıştır. Yel değirmeni Sanat Merkezi 14 Mart 2014 tarihinde açıldı. Tarihi Kentler Birliği’nin 2011 yılı ‘‘Tarihi ve Kültürel Mirası Koruma Proje Uygulamalarını Özendirme Yarışması’’nda ‘Proje Ödülü’nü almıştır. Şuan herhangi bir faaliyet olmasa da isteyenler ziyaret edebiliyor.

yeldegirmeni 1

Haber ve fotoğraf: Hasan Koker-Leyla Karadağ

İstanbul’un Çerkezlerinden muhteşem gece

İSTANBUL AJANSI

Program, dün akşam, Bahçelievler Necip Fazıl Kısakürek Kültür Merkezi’nde gerçekleşti. Adığe Dil Derneği (ADDER) ve İstanbul Çerkes Derneği’nin ortak çalışması olan programa, İstanbul’daki Çerkezlerin ilgisi oldukça yoğundu.

Adığe Dil Derneği, Çerkes Dernekleri Federasyonu, Adığe Khase-Çerkes Derneği, Maltepe Çerkes Derneği, Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti Derneği, Çerkes Hakları İnisiyatifi ve İstanbul Çerkes Derneği yöneticilerinin de katıldığı program gece yarısına kadar sürdü.

Çerkes sanatçılar İshak Akbay ve Şahin Arıkan’ın Çerkesce şarkıları, kurum temsilcilerin konuşmaları, Suriyeli Çerkes sanatçı Tambi Cimuk’un müzik dinletisi, İstanbul Çerkes Derneği gençlerinin şarkı dinletisi ve dans gösterileri, Bram Alaudin ve Tsey Yılmaz Dönmez’in Çerkesce şiirleri, katılımcı sanatçılara çiçek takdimi ile devam eden program, gençlerin Çerkes mahalli düğünü ile sonlandı.

Programda konuşma yapan ünlü gazeteci yazar Fuat Uğur, İstanbul Çerkes Derneği yöneticilerine program nedeniyle teşekkür etti.

Programın konukları arasında yer alan Güngören Belediyesi başkan başdanışmanı İrfan Ersan da yaptığı konuşmada Çerkes kültürünün güzelliğinden bahsetti ve programı hazırlayan yöneticilere teşekkür etti.

Kültür programını hazırlayan İstanbul Çerkes Derneği’nin yönetim kurulu üyelerinden Mış’e Hanife Aydın ise, Çerkes dilinin, UNESCO’nun yayınladığı kaybolmak üzere olan diller kategorisinde yer aldığını ve anadillerine bu nedenle daha fazla sahip çıkmaya devam edeceklerini açıkladı.

Vaktinden önce mutsuz olma- Seneca

“İçimizi ürperten konular, bizi ezen olaylardan daha çoktur, çok kez da gerçekler yüzünden değil, yanlış kanılar yüzünden acı çekeriz …. vaktinden önce mutsuz olma. Başına dolandığını sanıp korktuğun felaketler, belki hiç gelmeyecek başına …. Acımızı ya büyütüyoruz, ya vaktinden önce acı çekiyoruz ya da acıyı kendimiz yaratıyoruz.

 Ya yaşadığımız gündür bize işkence eden, ya yarın, ya da ikisi birden.

 İnsan her şeyden kuşkulanırsa, hiç bir yaşama nedeni kalmaz, hiç bir felaketin sınırı olmaz. Böyle olduğunda kimi zaman bir öngörü yetişsin imdadına, kimi zaman ruhunun gücüyle, apaçık gelen korkuyu bile sök at içinden !

Erdem, hırpalandığı zaman şahlanır kalkınır…”

 Seneca

SAVAŞIN SOLAN ÇİÇEKLERİ

Eskiden duyunca ürküten ‘’savaş’’ kelimesi günümüzde televizyonda canlı canlı izlediğimiz bir film gösterisi gibi. Duyarsızlaştığımız, alıştığımız, kabullendiğimiz.  Aslında susarken kaybettiklerimiz.

Bir ülkenin geleceğiyken diğer ülkede yok olan çocuklarımız onlar. Savaş meydanlarında umutları atılan mermilerle patlayan, hayalleri kanla silinen savaşın çocukları. Kazanmayı öğrenmeden, kaybetmeyi öğreten bir sistemin en küçük mağdurları, küçük bedenleri ise savaşın en büyük şahidi. Her savaş karesinde görünen ama göremediklerimiz ya da görmek istemediklerimiz onlar. Suçları yokken cezaların en büyüğüne çarptırılan, bütün hakları ellerinden alınan masum çocuklarımız.

Bazen görüp kızdıklarımız, bazen de sattıklarını almamak için karşımıza çıktıklarında suratımızı çevirdiğimiz, açılan eli görmezden geldiğimiz masum çocuklarımız onlar.

Aslında böyle bir çocuk benim hikâyemin kahramanı. Eminönü’nde dolaşırken karşıma çıkan deniz gözlü küçük çocuk. Adını bilmediğim. Göz göze geldiğimizde tatlı tebessümüyle beni kendine çeken boncuk gözlü yavrum. Biraz çekingenlik, biraz utangaçlık belki birazda yabancılığımdı ona böyle hissettiren. Okula gitmiyor musun ? soruma, gitmiyorum deyişi, niye soruma bilmiyoruma dönen cevabıydı beni susturan. Başımı önüme eğdiren. Doğru, nasıl bilsin. Ona sorulmuş muydu? Sorulsa ister miydi? Ülkesinden kaçmak, gittiği ülkede sığıntı olmak, yabancılanmak, istenmemek. Kendine acıyan gözlerle bakılmasını ister miydi? Ya da yaşıtları okurken, istedikleri gibi yaşarken o küçük bedeniyle hayat kavgasında büyümek ister miydi? Bunun gibi onlarca soru geldi aklıma, yazamadıklarım ama sustuklarım. Sadece savaşın solan çiçekleri için değil bu söylediklerim. Atamın dediği gibi ‘’Bugünün küçükleri, yarının büyükleri” ​olacak olan ülkemin geleceği, minik yavrularımız içinde. Çünkü kendi çıkarlarımızı düşünürken, ellerinden hayallerini, umutlarını, yarına olan güvenlerini, ailelerini, arkadaşlarını ve en önemlisi belki de hayatlarını çaldık. Bunu yaparken de üzülmedik. Nedenlerimiz vardı, haklıydık. Haklılığımıza o kadar sığındık ki bakarken görememeyi öğrendik. Ama yine de en büyük dersi bize ‘’çocuk’’ sen öğrettin.

Her şeye rağmen çocukluğunun verdiği masumluktan mıdır? Etrafa gülen gözlerle bakman, tebessüm dağıtman, bugünlere inat yarınlardan umutluyum diyebilmen, çamurlarla oyuncaklar yaparken mutluluk pozları vermen. İşte bu yüzden sana ‘’çocuk’’ diyorlar.

Yazı : Leyla Karadağ

Hocalı katliamı kurbanları anıldı

Azerbaycan’ın Hocalı kasabasında, 22 yıl önce Ermeni askerlerince katledilen 613 kişi, Ortaköy Meydanı’nda düzenlenen programla anıldı.

Avrupa Azerbaycan Topluluğu (TEAS) tarafından düzenlenen programda, Hocalı’da katledilenler için bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu, katliamı anlatan belgesel film gösterimi yapıldı.

Katliamda ailesini kaybeden Khzangül Amirova, yaptığı açıklamada, olayın olduğu günü dün gibi hatırladığını söyledi. Olayın, Azerbaycan’da yaşanan en büyük felaket olduğunu belirten Amirova, o zaman 8 yaşında olduğunu ve olayın beynine kazındığını kaydetti.

Amirova, Ermeniler tarafından babası, annesi ve 5 yaşındaki kardeşinin öldürüldüğünü anlatarak, “Bizi bir yere götürdüler. Onlara ailemi görmek istediğimi söyledim. Sonra beni babamın yanına götürdüler. Babama, ‘Azerbaycan Ermeni toprağıdır’ de diyorlardı. Babam da ‘Beni öldürseniz bile öz vatanımı size satmayacağım’ dedi. Sonra babamı üzerine benzin döküp, yakarak öldürdüler” dedi.

TEAS İstanbul Temsilcisi Rena Rzayeva da Hocalı’da sadece Azeri topraklarının değil, çocukların ve insanların umutlarının da öldürüldüğünü belirterek, “613 kişi öldürüldü. Geride kalanlar hala olayların izlerini taşıyor. Hocalı ölene kadar onların kalplerinde yaşayacak. Bu katliamı unutmayalım” diye konuştu.

Konuşmaların ardından ölenlerin anısına, üzerinde katliamın tarihiyle birlikte, “Hocalı insanlık dramı, bizi unutmayın” yazan ve içerisinde özel bir ışıklandırma bulunan balonlar havaya bırakıldı.

Etkinlik kapsamında kurulan mini bir çadırda, dramı anlatan fotoğraflardan oluşan dijital sergi kuruldu.

Program, Natig Ritm grubunun konseriyle sona erdi.

Uyku apnesi, kalp yetersizliğine neden olabilir

Prof. Dr. Refika Ersu, uyku apnesinin büyüme geriliği ve öğrenme bozukluğuna neden olabileceğini söyledi. Ersu, “Uyku apnesi; büyüme-gelişmenin bozulması, geceleri idrar kaçırma, öğrenme bozuklukları, zihinsel faaliyetlerin olumsuz etkilenmesi gibi şikayetlere yol açabilir. Hatta kalp yetersizliğine kadar gidebilir.” dedi.

Prof. Dr. Refika Ersu, çocuklarda horlama ve uyku apnesi (uyku sırasındaki solunum duraksamaları) tedavisi hakkında bilgi verdi.

Horlamanın uyku apnesinin belirtisi olabileceğini söyleyen Ersu, “Horlama, yumuşak damak ve çevresindeki yapıların titreşimi sonucu oluşur ve uyku sırasında üst havayolunun daraldığını göstermektedir. Ancak bu tıkanma sadece horlamaya yol açıp başka bir sorun oluşturmuyorsa önemli olmayabileceği gibi, önemli sonuçlara yol açabilecek uyku apnesinin bir göstergesi de olabilir. Uyku apnesi, uyku sırasında tam veya kısmi havayolu tıkanması sonucunda normal solunumun ve uyku yapısının bozulmasıdır. Tıkayıcı uyku apne sendromu, yenidoğan döneminden ergenliğe kadar her yaş grubunda görülebilir ancak en sık 2-6 yaş arasındaki çocuklarda bademcik ve geniz eti büyümesine bağlı olarak oluşur.” ifadelerini kullandı.

Uyku apnesinin büyüme geriliği ve öğrenme bozukluğuna neden olabileceğine değinen Ersu, şunları kaydetti: “Uyku apnesi, büyüme-gelişmenin bozulması, geceleri idrar kaçırma, öğrenme bozuklukları, zihinsel faaliyetlerin olumsuz etkilenmesi gibi şikayetlere yol açabilir. Hatta kalp yetersizliğine kadar gidebilmektedir. Üst solunum yolları enfeksiyonları sırasında ortaya çıkan basit horlamanın zararı yoktur. Ancak çocuklar hasta olmamalarına rağmen horluyor ve geceleri nefesleri duruyorsa (uyku apnesi oluyorsa) bu durum ortada ciddi bir sorun olduğu anlamına gelmektedir.”

Okul başarısızlığının altında uyku sorunlarının yatabileceğini vurgulayan Ersu, “Okul başarısı için kaliteli uyku sağlıklı beslenme kadar önemlidir. Uyku apne sendromu olan çocuklarda sık uyanmalar ve oksijen düşüklüğü uyku kalitesini etkileyebilir. Birçok bilimsel çalışma uyku apnelerinin, okul başarısında düşüşe ve davranışsal sorunlara yol açabileceğini göstermektedir.” diye konuştu.

Sigara dumanına maruz kalan çocuklar risk altında olduğunun altını çizen Ersu, şöyle devam etti: “Uyku apnesi; ailesinde apne hikayesi olan, evde sigara dumanına maruz kalan ve erken doğan çocuklarda daha yüksektir. Bademcik ve geniz eti büyüklüğü, uyku apnesi açısından en önemli risk faktörleridir. İstanbul’da ilkokul çağındaki çocukları kapsayan bir çalışmada, kronik horlama sıklığı yüzde 7 olarak belirlenmiştir. Ancak her horlayan çocukta uyku apnesi görülmediği bilinmesi gereken bir gerçektir.”

Uyku apnesi olan erişkinlerin genellikle fazla kilolu olduğunu belirten Ersu, “Ancak çocuklarda ağırlık normal olabilir hatta kilo almama durumu gözlemlenebilir. Özellikle ergenlikte uyku apne sendromu obeziteye bağlı olarak da görülebilir. Yağ dokusunun havayolunu çevreleyen kaslar ve yumuşak dokuda birikmesi ve boyundan bası, obez hastalarda üst havayolunun daralmasına yol açarak apneye neden olur. Alerjik saman nezlesi olan çocuklarda tıkayıcı uyku apne sendromu sık görülür.” şeklinde konuştu.

Teknolojinin sınırını zorlayan fuar

New York’taki ”3D Printshow” fuarı, mimarlıktan heykele, modadan sanata, baskı alanında sınırları zorlayan 3 boyutlu tasarım ve teknolojilere ev sahipliği yaptı. 

New York’taki ”3D Printshow” fuarı, baskı teknolojilerinin sınırlarını zorlayan dünyanın önde gelen makine ve tasarımlarını bir araya getirdi. Fuardaki ilginç eserlerden birine imza atan Fransız katılımcı Azzaro, Obama’nın ”Birliğin Durumu” konuşmasını 3 boyutlu olarak sergiledi.

Londra merkezli fuar, dünyanın çeşitli ülkelerinden mimarlık, mühendislik, tıp, heykel, sinema, müzik, moda ve endüstriyel tasarım alanında 3 boyutlu (3D) tasarım yapan belli başlı firma ve sanatçıları bir araya getirerek, New York’ta ilk defa gerçekleştirildi.

”3D Printshow” direktörü Kerry Hogarth, ”Soğuk hava ve kara rağmen insanlar teknolojiyi görmeye geldiler. İnsanlar teknolojinin kendi alanına etkisini, yenilikleri merak ettikleri için fuara yoğun ilgi gösterdiler” dedi.

Moda tasarım dünyasından çok büyük bir kitlenin fuarı izlediğini bildiren Hogarth, daha öncekilerde olmadığı kadar, dünya genelinden bir çok 3D tasarımcısından New York’taki fuarın ”Art Gallery” bölümünde katılma başvurusu aldıklarını bildirdi.

Hogart, Londra’da 2 fuar, Paris’te 1 fuar açıklarını belirtirken, New York’taki ilk fuarları olduğunu bildirdi. Singapur, San Francisco ve Milan’da da fuarı açacaklarını ifade eden belirten Hogarth, ilerleyen yıllarda Avustralya ve Brezilya’da da fuar açmayı planladıklarını söyledi.

Birinci katta yer alan salonunda, 3D teknoloji ürünü, biyonik kulak, el, ayak ve kemik örnekleri öne çıkarken, fuarın 2’nci bölümünü oluşturan 2’nci katta, tamamen, ayakkabı, takı, şapka ve elbise tasarımları yer aldı.

Sponsorluğunu tasarım devi Adobe’nin yaptığı fuarın 3’üncü katında yer alan ”Art Gallery” bölümünde ise, 3 boyutlu tasarımlara yer verildi.

Sıradan bir ticaret fuarının ötesinde, izleyicilere interaktif bir teknoloji deneyimi sunun New York’taki ”3D Printshow”, özellikle sanat, moda, tıp ve teknolojiyi buluşturmasıyla öne çıkıyor.

OBAMA’NIN KONUŞMASI 3 BOYUTLU

Fuara Fransa’dan katılan Gilles Azzaro, yaptığı açıklamada, ses gibi gözle görünmeyenlere ilgi duyup, odaklandığını bildirirken, kendini ”ses heykeltraşı” olarak niteledi.

Azzaro, Başkan Barack Obama’nın geçen yılki ”Birliğin Durumu” konuşmasının ses diyagramını 3 boyutlu hale getirdiği eserini, Obama’nın konuşmasıyla birlikte ziyaretçilerin ilgisine sundu. 

Sigara trafik kazalarından 20 kat daha fazla öldürüyor

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selma Metintaş, sigaranın her yıl 6 milyon insanın ölümüne neden olduğunu söyledi.

Türkiye’de son 5 yılda 2 milyondan fazla insanın sigarayı bıraktığını belirten Prof. Dr. Selma Metintaş, Türkiye’nin, Avrupa ülkeleri arasında tütün tüketiminde üçüncü sırada, dünya ülkeleri arasında ise yedinci sırada yer aldığını ifade etti. Türkiye’de 17 milyon kadar sigara içen kişi olduğunu ve her yıl 100 bin kişinin sigaraya bağlı nedenlerle yaşamını kaybettiğinin tahmin edildiğini kaydeden Prof. Dr. Metintaş, ‘‘Bu sayı trafik kazalarına bağlı ölümlerden 20 kat fazladır. Küresel Yetişkin Tütün Araştırması’nın (KYTA) Türkiye sonuçlarına göre, ülkemizde 15 yaş ve üzerindeki yetişkinlerin yüzde 31’i yaklaşık 16 milyon kişi halen sigara içmektedir. Sigara içme sıklığı, erkeklerde yüzde 48, kadınlarda ise yüzde 15’i bulunmuştur. Erkeklerin yüzde 44’ü, kadınların ise yüzde 12’si her gün sigara içmektedir’’ dedi.

“AKCİĞER KANSERİNİN YÜZDE 49’U GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE”

Sigara kullanımına bağlı olarak en sık görülen hastalıklar arasında birinci sırada akciğer kanserinin yer aldığını dile getiren Prof. Dr. Selma Metintaş, ‘‘Her yıl dünyada yaklaşık 1 milyon 400 bin yeni akciğer kanseri hastası görülmektedir. Dünyada akciğer kanserinin dağılımı bölgesel olarak oldukça büyük farklılıklar gösterebilmekte olup, akciğer kanseri olgu tahmini (insidansı) her yıl yüzde 0.5 oranında artarak, görülme hızları açısından da ülkeler ya da bölgeler arasında 10-100 katlık farklılıklar görülmektedir. Avrupa ülkelerinde erkekler arasında tüm kanser olgularının yaklaşık yüzde 21’i, gelişmekte olan ülkelerde ise yüzde 15’i akciğer kanseri nedeniyledir. Günümüzde akciğer kanserinin yüzde 49’u gelişmekte olan ülkelerde gözlenmektedir. Kadınlardaki en yüksek oranlar, Kuzey Amerika ve Avrupa kuzeyinde saptanır iken, Çin’de de akciğer kanserine yüksek sıklıkta rastlanmaktadır’’ diye konuştu.

Türkiye’de erkeklerde ve kadınlarda sigara içme alışkanlığı arttığı için akciğer kanserinin önümüzdeki yıllarda artış göstererek devam edeceğini aktaran Prof. Dr. Metintaş, ‘‘Türkiye için Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC) tarafından yapılan bir yıllık yeni akciğer kanserli olgu tahmini, yaklaşık 15 bin kişidir. Ancak Türk Toraks Derneği tarafından yaptırılan ‘Türkiye’nin Akciğer Kanseri Haritası Projesi’nden alınan verilere göre Türkiye’de beklenen yıllık vaka sayısı 30-35 bin olarak bildirilmiştir’’ şeklinde ifade etti.

“2008 YILINDA 3 MİLYON 278 BİN KİŞİ KOAH’TAN ÖLDÜ”

Sigara kullanımına bağlı olarak en sık görülen hastalıklar arasında ikinci yer alan Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı’ndan (KOAH) kaynaklanan ölümler hakkında da bilgi veren ESOGÜ Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selma Metintaş, ‘‘KOAH, yüksek gelir düzeyine sahip ülkelerde ölümlerin artış gösterdiği büyük kronik hastalıklardandır. KOAH ölümleri erkekleri kadınlardan daha fazla etkilemektedir. Tüm dünyada 2008 yılında 4.2 milyon (tüm ölümlerin yüzde 7.4’ü) ölüm kronik solunum sistemi hastalıklarından olmuştur. Kronik solunum sistemi hastalıkları astım ve KOAH başta olmak üzere solunum sistemi alerjenleri, mesleki akciğer hastalıkları ve pulmoner hipertansiyondur. Dünyada KOAH nedeniyle 2008 yılında 3 milyon 278 bin ölüm olmuştur. Bu sayı, toplam ölümlerin yüzde 5.8’ini, kronik solunum sistemi hastalıklarından ölümlerin ise yüzde 78’ini oluşturmaktadır’’ diye belirtti.

Prof. Dr. Metintaş ayrıca, bugünden itibaren sigara kullanma sıklığının yarı yarıya azaltılmış olsa bile, gelecek 20-30 yıl akciğer kanseri ve KOAH’ın en önemli halk sağlığı sorunu olmaya devam edeceğini, sigara içme sıklığının toplumda yakından takip edilmesi ve bu iki hastalığın gelecekteki sıklığını tahmin etmekte önemli olduğunu sözlerine ekledi.

Daedalus Furniture

 

“Daedalus Furniture” iki başarılı iç mimar ve mobilya tasarımcısının; Şigaher ve Evrenos’un mobilyaya yeni bir soluk getirmek için kurdukları firmanın adı.
Tasarımla ,sanatla yakından ilgilenenler onların ismini mutlaka duymuştur.
Önce onları tanıyalım.
Şigaher Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi İç Mimarlık bölümünden mezun.
Evrenos Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi İç Mimarlık Bölümünden mezun olduktan sonra ,Milano Scuola Politecnica di Design’da İç Mimari Master’ını yaptı.
İki başarılı tasarımcıyla Cihangir’deki ofislerinde sanat severler ve tasarım tutkunları için keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

Daedalus ne demek ?

“Ustaca işlenmiş , işlenen”

ŞİGAHER:
Daedalus ismi mitolojiden geliyor.
Mitolojik bir karakter,
İyi işleyen ve ustaca işleyen anlamına geliyor.
Bu ismi bize bir arkadaşımız önerdi.
Bizde bu ismi kullanma kararı aldık.
Çünkü altında taşıdığı anlam tasarım imalatında hassasiyet gösterdiğimiz bir detay.

Balmumu ve tüylerden bir kanat

EVRENOS:
Ve tabii mitolojik bir hikayesi var.
Daedalus oğlu İkarus ile beraber bir süre hapis kalır.
Hapisten kaçabilmek için  bal mumu ve tüylerden bir kanat yapar
Bu düşünceden yola çıkarak kendisinin ve oğlu İkarus’un bal mumundan kanatları olur.
Böylece Havalanarak labirentten çıkmayı başarırlar.
Daedalus, İkarus’a uçarken çok yükselirse güneşin tüyleri birbirine bağlayan bal mumlarını eriteceğini ,çok alçalırsa da denize düşeceğini söyler.
İkarus babasını dinlemez ve yükseldikçe yükselir güneş bal mumlarını eritir ve İkarus  denize düşer, boğularak ölür.

Neden mobilya tasarım firması kurdunuz?

Mobilya tasarlamak için hatırı sayılır bir inadımız var…

EVRENOS:
Üniversite ikinci sınıfta mobilya tarihi dersleri almaya başladım.
Bir insanın tasarladığı şeyle anılıyor olması,
Ona çocuğu gibi isim vermesi beni çok etkiledi.
Ve tabii kendini keşfedince insan istediğini yapıyor.Mobilya tasarım firması kurma kararı almamda ki önemli etkenlerden biri de budur.
Mobilya tasarlamak için hatırı sayılır bir inadımız var.
1010545_544973658892860_1839632978_n (1)

Aslında biz zor olanı seçtik

ŞİGAHER:
Üniversite yıllarında katıldığım tasarım yarışmalarında ki başarılarımın ardından mobilya tasarımı gündemime oturdu.
Aslında biz mobilya tasarım firması kurarak zor olanı seçtik.
1044232_546065058783720_1717915241_n
Geçmişten yavaş yavaş günümüze gelecek olursak mobilya tasarımda en çok hangi dönemi beğeniyorsunuz ?

EVRENOS:
Modern çağdan öncesine büyük bir  saygım var.
Beğendiğim dönem ise modern çağ sonrası ,Bauhaus …
O dönemin başarılı mimar ve mobilya tasarımcısı Marcel Breuer bende aynı mesleği sürdürme isteğini uyandırıyor.

ŞİGAHER:
Modernizmin temeli aslında tamamen işleve dayalı mobilyalardır.
Önceki dönemlerde dekoratif ögeler ön plandadır.
Benim tasarımlarımda tasarımın dekoratif olma durumu yok,
İşlevden yola çıkarak estetiğe kavuşmak önemli.
Benim için de Bauhus dönemi  çok  önemli…

Mobilyada altın oran nedir?

EVRENOS:
Altın oran tutarlılıktır.
Doğanın içindeki her şey de bu tutarlılığa rastlarız,
Nesnenin doğasına uyduğumuz zaman bir nesnenin bütün soru işaretleri teker teker çözülür.
İnsan anatomisine hakim olmak da mobilya tasarımında en önemli unsurlardan biri.
İnsan ve eşya arasındaki altın oran bütünlüğü önemlidir,
Çünkü biz bu işi insan için yapıyoruz…
025

ŞİGAHER:
Belli ölçü aralıklarının dışına çıkamıyoruz.
Antropometrik ölçüler bunlar,
Ve bu ölçülerin dışına çıkan kimse tasarımcı olamaz yaptığı mobilyayı çalıştıramaz.
Mobilyanın kullanılabilir olmasının şartıdır altın oran ölçüleri,
Eğer insan bedeni daha farklı ölçülere sahip olsaydı,
bambaşka bir mobilya ölçüsü ortaya çıkacaktı.
032

Mobilyada ortaya çıkan stiller tarihte genelde tasarımcılarının ismi ile anılıyor.Son dönemde bu durumla pek karşılaşmıyoruz.Neden ?

ŞİGAHER,EVRENOS:
Sektör aktör geliştirmek durumunda…
Bizim kulvarda tasarım ofisleri tasarımcısını katma değer olarak değerlendiriyor ve tasarımcılarının isimlerini kullanıyor.
Günümüzde füturistik tasarım yapan aktörlerde var.
Tasarım dünyasında tasarım yapan güruhun çoğu aktörleşemeyen sadece bir kalabalığın mensubu olan bireyler .
Aslında olmazsa olmazlarımızdan biri isim yapabilmemiz.

Mobilyada simetri sizin için önemli mi?

 “Simetri doğal değildir”

ŞİGAHER:
Dikte edicidir aslında simetri.
Simetri tasarımcı olarak varlığımızı gösterememize izin vermez.
Gerektiği zaman simetriyi tercih edebiliriz,
Ama bizim koyacağımız kuralların gerektirdiği bir şey ise…

EVRENOS:
Simetri monotonluktur.
Doğada hiç bir şey simetrik değildir.
Simetri doğal değildir…

Beğendiğiniz ressamlar?

ŞİGAHER:
Atilla ANSEN
Ali ELMACI
Nuri KUZUCAN
Egon SCHİELE
Gustav KLİMT
Georges SEURAT
Vincent Van GOGH
Lucian FREUD

“Klasiği çöz ki sonra deforme et”

EVRENOS:
Resim sanatında klasik dönem bence çok önemlidir.
Sürrealist olan ressamların önce klasiği çok başarılı yapabilmeleri gerekiyor.
Klasiği çöz ki sonra deforme et…
Pablo PİCASSO
Vincent Van GOGH
Maurits Cornelis ESCHER
Albrecht DÜRER

Hayatımız mekanların içinde geçiyor.Sinema sanatı içinde mekanlar çok önemli.
Yaşadığımız ortam hayatımızı, hayata bakışımızda yaşadığımız ortamı şekillendiriyor.
Bu bağlamda mekan tasarımı ve konuyla bütünleşen mobilyalar olarak başarılı gördüğünüz filmler var mı?

EVRENOS , ŞİGAHER:
Star Wars
The Godfather
Iron Man
The Devil’s Advocate
Fright Night

Daedalus’un hedefi nedir ?

“İyi yapılan bir iş mutlak başarı ile dönüyor insana”

EVRENOS:
İkimizde iç mimarız ve uzun yıllardır çalışıyoruz.
Mimarlık firmalarının nerede,nasıl sıkıntılar yaşadığını çok iyi biliyoruz.
Yaptığımız iş onların üzerinden büyük bir yük alıyor.
Hedefimiz olabildiğince çok mimarlık firması ile çalışıp ürünlerimizi kullanılır hale getirmek ,onlara sunmak,
Projelerinin çözüm ortağı olmak.
İyi yapılan bir iş mutlak başarı ile dönüyor insana.

ŞİGAHER:
Mobilya tasarlamak üretmek ve işimizi layıkıyla yapmak.

Ve kelimelerin gücü adına!
Evrenos ve Şigaher ‘e oran,armoni,konfor,estetik ve işlev kelimelerinin mobilya tasarımdaki öneminin tek kelime ile karşılığını sorduk.

ŞİGAHER
Oran :Denge

EVRENOS
Oran :Çok önemli

ŞİGAHER
Armoni: Ahenk

EVRENOS :
Armoni:Uyum

ŞİGAHER
Konfor :Olmazsa olmaz

EVRENOS
Konfor :Tasarımın yüzde ellisi

EVRENOS VE ŞİGAHER
Estetik:Yüzde yüz olmalı

ŞİGAHER
İşlev :Yerine getirmesi gereken şey

EVRENOS
İşlev :Tasarımın alınma amacı

Tasarımı herkes hakediyor
Daedalus Furniture kuran iki başarılı tasarımcının hedefi mobilyaya yeni bir soluk getirmek.
Yaşadığınız mekanda  estetik,farklı ve yeni bir ruh hissetmek istiyorsanız Daedalus Furniture mutlaka uğrayın.

Akarsu Cad. Koç Apt. No:38/2 Cihangir Beyoğlu
34433 İstanbul

http://daedalusfurniture.com/
http://emreevrenos.prosite.com/
http://nazarsigaher.com/

Röportaj:Handan KOLTUK
Fotoğraf:Ertuğrul YAZGI

 

KADIKÖY’LÜ KADINLAR , ” KADINA YÖNELİK ŞİDDETE VE ADALETSİZ BİR DÜNYA’YA DUR” DEMEK İÇİN DANS ETTİ.

Tüm dünya’da ”One Billion Rising’‘ eylem grubunun aynı anda gerçekleştirdiği dans etkinliğine büyük ilgi gösteren Kadıköylü kadınlarla birlikte, Belediye Başkanı Selami ÖZTÜRK‘ de katıldı.

Başkan Selami ÖZTÜRK  kendisine destekte bulunan kadınlara ve Kadıköylülere şu mesajı iletti; “Bugün Selami ÖZTÜRK  önemli değil,  Türkiye’nin her yerinde adalet isteyen, adalet bekleyenler var. Geçen yıl kadınlarımızın uğradığı şiddete karşı dans etmiştik, şimdi tüm kadınlarımız için adalet istiyoruz!” dedi.
Başkan Selami ÖZTÜRK sözlerine şöyle devam etti; “Üniversiteli gençlerimiz coplanıyor, yerlerde sürükleniyor, askerlerimiz rektörlerimiz, bilim adamlarımız hapislerde yatıyor, zulüm görüyor. Selami burada özgür, onun bir önemi yok. Önemli olan bu ülkede demokrasi, adalet, hürriyettir. Bugün onun için dans ediyoruz. 20 Yıllık süreçte toplumsal duyarlılığımız her ortam da sergiledik. Bu gurur da bana ve size yetiyor. Ülkede adaleti arıyoruz. Hırsızlıkları, arsızlıkları, kutuları kasaları hiçbir zaman unutmayacağız. Adaleti kendimiz için değil, Anadolu’nun en ücra köşesinde öldürülen kadınlar için, dağ başında doktora ulaşamadığı için ölen Van da babasının sırtında taşınan çocuk için de istiyoruz” dedi. 020

Haber ve fotoğraflar : Ertuğrul YAZGI

SELAMİ ÖZTÜRK ; MÜCADELEMİZ SÜRECEK

Kadıköy Belediye Başkanı Selami ÖZTÜRK, belediye binası önünde, Kadıköylüler ve partililerle buluştu. Kendisini çoşku ile karşılayan sevenlerine, aday adaylığı sürecini değerlendirdi

Konuşmasında ” Bir çok partiden teklif aldım, ancak hiçbirini kabul etmedim. Hepsine tek tek teşekkür ediyorum.’‘ diyen Selami ÖZTÜRK,”Ben CHP’liyim başka partiye geçmeyeceğim” dedi. 021 (1)

”Bu süreçte onurumuzla haysiyetimizle oynadılar. Bilsinler ki ne yaparlarsa yapsınlar bizi Altı Ok’tan uzaklaştıramazlar. Mücadelemiz devam edecek,diye sözlerini sürdüren ÖZTÜRK,  3-4 günden beri gelen tepkilerden şunu görüyorum ki  Kadıköy’ün adayını Kadıköylüler belirleyecek ve karar verecek.” dedi.

Kadıköy düşerse İstanbul düşer, İstanbul düşürse, Türkiye düşer. Buna izin vermeyeceğiz !

Gezinin çok güzel bir mesajı var, Her şey bitmedi bu daha başlangıç.

Hepinizi seviyorum mücadeleye devam edeceğiz sözleriyle,konuşmasını bitirdi.

Kadıköylüler,alkışlarla, sloganlarla Selami ÖZTÜRK’e olan sevgi  ve desteklerini gösterdiler.

Haber ve fotoğraflar : Ertuğrul YAZGI